İnanç
Buyruk
Tanım
Buyruk, Alevi ve Bektaşi geleneğinde yolun inanç ve erkânını anlatan kitaplara verilen addır. Yunus Emre Gördük, bu kitapların toplulukların yazılı dinî kültüründe önemli bir yer tuttuğunu belirtir. İlyas Üzüm, TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki Kızılbaş maddesinde Kızılbaşlığın ana kaynağı olarak halk arasında “Cafer-i Sâdık Buyruğu” ya da kısaca “Buyruk” diye bilinen Menâkıbü’l-esrâr behcetü’l-ahrâr adlı kitabı gösterir ve onu bir tür inanç ve ilmihal kitabı olarak niteler.
Buyruk, dedeliğin geleneksel ölçütleri arasında da geçer. Ali Yaman’a göre bir ocak dedesinden beklenenlerden biri, Buyruk kitaplarında yazılı esaslara ve yerleşik geleneğe uymasıdır.
İçerik
Üzüm’e göre Buyruk’ta dört kapı kırk makam öğretisi yer yer Kur’an ayetlerine dayandırılarak açıklanır. Hakikat kapısının makamları arasında eline, diline, beline sahip olmak da sayılır. Buyruk’a göre dedeler bu öğretiyi bilmek ve topluluğa yol göstermekle yükümlüdür. Üzüm, on iki hizmet sahiplerinin görevleri ve sorgu toplantılarında verilen cezalar için de Buyruk’a başvurur. Üzüm’ün aktardığına göre Buyruk şeriatı hakkı bâtıldan ayıran bir kapı olarak tarif eder ve başlıca ibadetleri namaz, oruç ve zekât olarak sayar.
Demet Kardaş ise Molla İbrahim’in 1187/1772 yılında yazıya geçirdiği bir Buyruk yazmasını, Baki Yaşa Altınok’un çevirip sadeleştirerek yayına hazırladığı baskı üzerinden tanıtır. Kardaş’a göre bu metnin ana bölümü ağırlıklı olarak Hz. Muhammed, Hz. Ali, İmam Bâkır, İmam Cafer, Şeyh Safi ve Hızır arasında geçen konuşmalardan oluşur; inanç esasları, dört kapı kırk makam, cem ve musahiplik kuralları soru ve cevap biçiminde işlenir. Kardaş’ın saydığı konular arasında ikrar, gülbank ve dâra durmak da vardır.
Geleneksel atıf
Kardaş, buyrukların genellikle İmam Cafer tarafından yazıldığının bilindiğini belirtir. İncelediği metinde İmam Bâkır ile İmam Cafer’in öğretileri Hızır aracılığıyla Şeyh Safi’ye ulaştırılır. Kardaş, bu imamlar ile Şeyh Safiyüddin arasında 650 yıl kadar bir zaman farkı bulunduğunu not eder. Ona göre bazı yazmalar Buyruk’un öğretilerini, Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’e vasiyeti sayılan “Sarı Defter”e dayandırır.
Versiyonlar ve neşirler
Üzüm’e göre Buyruk’un henüz tenkitli bir neşri yoktur ve birçok versiyonu dolaşımdadır. Üzüm, bunlar içinde en güvenilir görüneni olarak Fuat Bozkurt neşrini (İstanbul 1982) gösterir; bu neşir, Sefer Aytekin neşrine (Ankara 1958) esas alınan nüshaların başka nüshalarla geliştirilmesiyle hazırlanmıştır.
Gördük bu konuda farklı bir görüş savunur. Ona göre Anadolu’da İmam Cafer’e nispet edilen Buyruk ile “Şeyh Safi” ya da “Bisati Buyruğu” diye anılan Menâkıbu’l-esrâr aynı eser sayılamaz ve Kızılbaş maddesi bu iki metni birbirine karıştırır. Gördük, Aytekin ve Bozkurt neşirlerini İmam Cafer’e nispet edilen buyruğa ait sayar; Bozkurt’un da kendi neşrinin başında eserin adını Menâkıbu’l-esrâr, yazarını Bisati olarak verdiğini not eder. Gördük’e göre Bisati Buyruğu, Mevlana Müzesi’ndeki bir nüshaya dayanılarak ilk kez Ahmet Taşğın tarafından yayımlanmıştır. Gördük, iki eserin ortak unsurlar taşıdığını, ancak metinlerinin ve ayetlerinin farklılaştığını belirtir: İmam Cafer Buyruğu’nda 27, Bisati Buyruğu’nda elli kadar, Taşğın’ın yayımladığı ve Musul Şebeklerine ait Menakıb-ı Şeyh Safi’de 12 ayet tespit eder. Gördük, mevcut baskılarda çok sayıda hata bulunduğunu ve en eski yazmalara dayanan yeni bir neşre ihtiyaç olduğunu savunur.
Tarih ve yazar tartışması
Üzüm, Buyruk’u 16. yüzyılda kaleme alınmış bir eser olarak değerlendirir ve yazarı hakkında bilgi edinilemediğini belirtir; Abdülbaki Gölpınarlı’nın eseri Bisâtî’ye bağladığını da aktarır. Gördük’ün Gölpınarlı’ya dayanarak aktardığına göre Menâkıbu’l-esrâr, Safevi hükümdarı Şah Tahmasb döneminde (1524-1576) Bisati adlı biri tarafından yazılmıştır. Gördük’ün aktardığına göre Ahmet Taşğın ise eserin Bisati’ye ait olduğunu, hatta yalnızca onun tarafından yazıya geçirildiğini gösteren bir veri bulunmadığını öne sürer.
Sıddık Korkmaz, Sönmez Kutlu ve Nizamettin Parlak’ın yirmiyi aşkın yazmaya dayanarak yayımladığı “Makâlât Şeyh Safî Buyruğu”nu tanıtır. Korkmaz’a göre Safevi tekkesinin kurucusu Şeyh Safiyüddin Erdebilî’nin bu eseri, Erdebil tekkesine bağlı dedelerin buyruklarının kaynağı kabul edilir. Korkmaz’ın aktardığına göre Kutlu ve Parlak’ın çalışması, metnin Safevi devletinin kuruluş sürecinde sonraki müdahalelerle Şiîleştirildiğini ileri sürer.