Alevi Rehberi

Alevi Rehberi

İbadet

Dâr (dâra durmak)

Anlamı

Dönmez ve arkadaşlarına göre “dâr” sözcüğü Arapçada ev, şehir ve yer, Farsçada ağaç, direk ve idam sehpası anlamlarına gelir. Alevi-Bektaşi erkânında dâr, cem meydanının ortasında, mürşidin oturduğu Hak-Muhammed-Ali postunun önünde sorguların görüldüğü ve hesap verilen yerin adıdır. Bu yere dâr meydanı, kimi kaynaklarda Dâr-ı Mansûr da denir.

Dedekargınoğlu dâra durmayı, kişinin ayakta Hakk’ın huzurunda durduğunu kabul ederek benliğini ortaya koyması ve teslim olması diye tanımlar. Deniz ve Uysal’a göre dâr huzura çıkmayı, talip olmayı ve meydanda hazır bulunmayı simgeler.

Ne zaman dâra durulur

Dönmez ve arkadaşlarına göre yola giriş anlamına gelen ikrar erkânı başta olmak üzere hemen bütün erkânlar dâr meydanında, mürşidin huzurunda yapılır. Taliplerin sorgu ve görgüleri de burada görülür. Aynı yazarlara göre Alevi-Bektaşiler, sorgudan ve görgüden geçip dâra durmadıkça inançlarını tam olarak yaşamış sayılmaz (bkz. görgü cemi).

Dâr aynı zamanda bir uzlaşma ve yargı yeridir. Dedekargınoğlu’na göre haksızlığa uğrayan bir can cemde dâra durup şikâyetini dedeye anlatır. Dede karşı tarafı da dinler ve cem erenlerinin yardımıyla sorunu çözer. Dârda yalan söyleyen kişi düşkün olur. Talip, hakkındaki şüpheleri gidermek için kendiliğinden de dâra durabilir. Buna “özünü dâra çekmek” denir. Dedekargınoğlu’na göre Osmanlı döneminde cemlerdeki dâr meydanları birer mahkeme gibi işlemiştir.

Dâr, hizmet ve lokma ile de bağlantılıdır. Rençber’in Adıyaman’da kaydettiği erkânda kurbancı, lokma tabağıyla meydana gelip ayaklarını mühürleyerek dâra durur. Deniz ve Uysal, Çorum üzerine çalışmalarında ilk ekin zamanı hasat edilen ürünün dede önünde dâra sunulmasını örnek verir ve bunun lokmayı helal kılma amacı taşıdığını belirtir.

Duruş biçimleri

Kaynaklar birkaç dâr duruşu sayar ve bunlara Hak yolunda can verdiğine inanılan kişilerin adlarını verir. Dönmez ve arkadaşlarının Orhan, Kaplan, Uğurlu ve Altınok’a dayanarak saydığı dört dâr şunlardır:

  • Dâr-ı Fâtıma ya da Dâr-ı Hüseyin: Sağ ayak başparmağı sol ayak başparmağının üzerine konur. Buna ayak mühürlemek denir. Anlatıya göre Hüseyin, suya koşarken taşa çarpıp kanattığı ayağını dedesinden gizlemek için böyle durmuştur.
  • Dâr-ı Mansûr: Ayakta dosdoğru durulur, ayak mühürlenir, sağ el kalbin üzerine konur, sol el yana salınır. Adını Hallâc-ı Mansûr’dan alır ve onun gibi Hak yolunda can vermeye hazır olmayı simgeler. Dönmez ve arkadaşlarına göre Buyruklarda adı en çok geçen dâr budur.
  • Dâr-ı Fazlı: Eller yüreğin üzerinde, eğilerek durulur ve secdeye varılır. Hurûfîliğin kurucusu Fazlullah Esterâbâdî’ye atfedilir.
  • Dâr-ı Nesîmî: Edep içinde diz üstü oturulur. Derisi yüzülerek öldürüldüğü anlatılan Seyyid Nesîmî’ye atfedilir.

Dönmez ve arkadaşları, Fazlı ve Nesîmî adlarının Aleviliğe Hurûfîlik etkisiyle girdiğini belirtir. Deniz ve Uysal da Çorum çalışmalarında aynı dört dârı “dâr kapıları” adıyla anar ve Fatma Ana dârını kadınların dâra duruş biçimi olarak tanımlar.

Dedekargınoğlu’nun listesi farklıdır: Çengel, Fâtıma, Nesîmî ve Mansûr dârlarını anlatır, Fazlı dârından söz etmez. Ona göre Fâtıma dârı bacıların duruşudur. Cemde topluca yapılan “çengel dârı”nda ise canlar yaş sırasıyla dizilir, dizlerini kırmadan eğilir ve sağ ellerinin parmaklarını sağ ayak başparmağına değdirir.

Dönmez ve arkadaşlarının Gölpınarlı’dan aktardığına göre dâr duruşu Mevlevîlik gibi başka tarikatlarda da görülür ve aslen Kalenderîlerden kalan ortak bir davranıştır.

Dardan indirme

Dâr yalnızca yaşayanlar için çekilmez. Rençber’in Adıyaman örneğine göre Hakk’a yürüyen biri için de, genellikle ölümün üçüncü, yedinci ve kırkıncı günlerinde, dâr erkânı yapılır. Can aşı ya da rızalık-helallik erkânı diye de anılan bu cemde ölenin borcu ve alacağı görülür, helallik alınır, ardından kurban kesilip yemek ikram edilir. Ayrıntılar için Alevi cenaze erkânı maddesine bakılabilir.

Farklılıklar

  • Duruşların tarifi kaynaktan kaynağa değişir. Dönmez ve arkadaşları Mansûr dârında sağ elin kalbin üzerine konduğunu yazar. Dedekargınoğlu’nda ise kollar serbest bırakılır ve baş öne eğilir.
  • Dedekargınoğlu, cem uygulamalarının bölgeden bölgeye, köyden köye ve ocaktan ocağa değişebildiğini vurgular.
  • Deniz ve Uysal, Çorum’da dâra durma geleneğinin sürdüğünü, ancak genç kuşaklarda bu geleneğe yabancılaşma gözlendiğini kaydeder.