Kişiler
Hz. Ali
Kısa tarihçe
Ethem Ruhi Fığlalı’ya göre Hz. Ali’nin 600 yılı civarında Mekke’de doğduğu rivayet edilir. Babası Hz. Muhammed’in amcası Ebû Tâlib’dir. Hz. Muhammed’in kızı Fâtıma ile evlenmiş, Hasan ve Hüseyin bu evlilikten doğmuştur. Hz. Osman’ın 656’da öldürülmesinden sonra halife olmuştur. Fığlalı’nın verdiği bilgiye göre Ocak 661’de Kûfe’de bir Hâricî tarafından sabah namazında yaralanmış, iki gün sonra ölmüş ve bugünkü Necef’e gömülmüştür. Fığlalı, hakkındaki rivayetler çok farklı olduğu için tarihî kişiliğini tam olarak belirlemenin güç olduğunu da not eder. Oğlu Hüseyin’in anıldığı yas dönemi için Kerbela ve Muharrem maddesine bakılabilir.
Alevi inancındaki yeri
Kamile Ünlüsoy, Alevi inancının Hz. Ali üzerine kurulu olduğunu ve Alevi gelenekte onun menkıbevi kişiliğinin tarihsel kişiliğinden daha fazla öne çıktığını yazar. İlyas Üzüm’ün TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Kızılbaş” maddesine göre Buyruk’ta Ali “şâh-ı velâyet” olarak anılır ve şeriatın Muhammed’e, tarikat, marifet ve hakikatin Ali’ye verildiği anlatılır. Necati Demir, Haydar, Şah-ı Merdan ve “Allah’ın Arslanı” lakaplarının, kılıcı Zülfikar ve atı Düldül’ün Türk düşüncesinde simgeye dönüştüğünü belirtir. Ünlüsoy’un aktardığı bir alan çalışmasında bir Alevi önderi, kelime-i şehadete Ali’nin velîliğini eklediklerini anlatır. Bu sevginin daha geniş çerçevesi için Ehl-i Beyt maddesine bakılabilir.
Hak-Muhammed-Ali
Üzüm’e göre deyiş, gülbank ve tercümanlarda Allah-Muhammed-Ali ya da Hak-Muhammed-Ali biçiminde geçen üçleme inancın merkezindedir. Bu üçlü kimi zaman üç ayrı kimlik, kimi zaman Muhammed ile Ali birleşik, kimi zaman tek kimlik olarak anlaşılır. Ünlüsoy da alan araştırmalarında üç yaklaşım saptar. Birincisinde Hak yaratıcı, Muhammed peygamber, Ali velâyetin piri olarak ayrı tutulur; bu yaklaşımı anlatan bir Alevi önderi, cemde süpürgecinin “Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali” dediğini aktarır. İkincisinde Muhammed ile Ali aynı nurdan sayılır, üçüncüsünde üçü bir kabul edilir. Ünlüsoy’un aktardığı anketlerde “Allah-Muhammed-Ali bir bütün ve nurdur” ifadesine katılım Ordu Gürgentepe’de yüzde 94,5, Malatya Fethiye’de yüzde 89,9, Tokat Çamiçi’nde yüzde 77,7, Tunceli’de yüzde 69,9’dur. Ünlüsoy’a göre bu çalışmalarda katılım yaşla artmış, eğitim düzeyiyle azalmıştır. Ayrıntı için Hak-Muhammed-Ali maddesine bakılabilir.
Deyiş ve düvaz imamlarda
Hüseyin Özcan, On İki İmam’ı konu alan şiirlerin “düvazdeh”, “düvaz imam” ya da “düvaznâme” diye adlandırıldığını belirtir. Özcan’a göre Hatâî’nin bir düvazdehinde “Lâ fetâ illâ Ali” sözü nakarat olarak tekrarlanır. Özcan’ın aktardığına göre bu söz “lâ seyfe illâ Zülfikar” ile birlikte rivayet edilir ve Zülfikar’ı öven Zülfikarnâmeler Alevi-Bektaşi edebiyatında çok sayıdadır. Üzüm, Eröz’e dayanarak, cemlerde miraç anlatısı hatırlanırken Ali’nin Tanrı ile özdeşleştirildiği bir yorumun dile getirildiğini aktarır.
Farklı yorumlar
Ali’nin mahiyeti konusunda görüşler ayrışır. Üzüm’e göre deyişlerde Allah’ı aşkın bir varlık olarak anlatan şiirlerden Allah’ın Ali’de tecelli ettiğini söyleyenlere, sayıca sınırlı olarak Ali’yi Allah’la özdeş tutanlara kadar geniş bir yelpaze vardır. Üzüm ağırlıklı anlayışı, aşkın varlığın en kâmil biçimde Ali’de tecelli ettiği şeklinde özetler. Üzüm, Mélikoff’un Ali’nin eski Türklerin göktanrısının yerine konduğu görüşünü tümüyle yanlış saymaz, ancak Buyruk ve deyişlerde Ali’ye bu kimliği vermeyen anlayışların da hesaba katılması gerektiğini söyler. Ünlüsoy, alan verilerinde bazı toplulukların Ali’yi ilah, bazılarının zâhirde imam ve bâtında ilah saydığını aktarır. Bunun bütün Alevilere genellenemeyeceğini de vurgular. Ünlüsoy’un aktardığına göre Malatya’daki bir alan çalışmasında Hızır’ın Ali donunda gelip darda kalanlara yardım ettiğine dair bir inanç kaydedilmiştir. Mehmet Dönmez’in görüştüğü Hatay’daki Arap Alevi inanç önderleri ise Rab olarak Allah’ı bildiklerini vurgulamış, aksi yöndeki yakıştırmalardan üzüntü duyduklarını söylemiştir.