İnanç
Hak-Muhammed-Ali
İfade ve kullanımı
İlyas Üzüm, TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki Kızılbaş maddesinde bu üçlünün deyişlerde, gülbanklarda ve tercümanlarda bazen “Allah, Muhammed, Ali”, bazen “Hak, Muhammed, Ali” biçiminde geçtiğini ve inançların merkezinde yer aldığını yazar. Reyhan Erdoğdu Başaran’a göre gelenekte daha çok Hakk-Muhammed-Alî biçimi yaygındır, Buyruklarda ise genellikle Allah-Muhammed-Alî yazılır; literatürde “Üçler” adı da kullanılır. Erdoğdu Başaran, incelediği İmam Cafer Buyruğu nüshasında ifadenin yedi ayrı bölümde geçtiğini, bir yerde Hacı Bektaş Veli’nin adının da üçlünün hemen ardından anıldığını aktarır.
Demir ve Şanlı, Cem dergisi yazarlarına dayanarak üçlünün Alevi dua ve gülbanklarında sıkça anıldığını belirtir. Bu yazarların açıklamasına göre Allah’ın insana kattığı nur peygamberler soyundan geçerek Abdülmuttalib’de ikiye ayrılmış, yarısı Hz. Muhammed’in, yarısı Hz. Ali’nin babasına geçmiştir. Çelik ve Balcı ise talip, rehber, pir ve mürşitlerin birbirini ahirete, yani “Hakk-Muhammed-Ali Dîvânı” dedikleri yere hazırladığını belirtir.
Yorumlar
Üzüm’e göre bu üçlü bazen üç ayrı kimlik, bazen Muhammed ile Ali birleştirilerek iki kimlik, bazen de tek kimlik olarak algılanmış ve özellikle Kızılbaş şairlerinde karmaşık biçimde ifade edilmiştir. Aşağıda kaynakların aktardığı yorumlar dört başlıkta bir arada verilir; sıralama bir tercih bildirmez.
Birinci okuma üçlüyü görevlerine göre ayırır: Allah ulûhiyeti, Muhammed nübüvveti, Ali velâyeti temsil eder. Erdoğdu Başaran bu okumayı Alevilikteki kelime-i şehadetin Ali’nin velâyetini de içeren biçimine bağlar ve Tanrı’nın Muhammed ve Ali ile bağının niteliği konusunda farklı görüşlerin bu çerçeve içinde ortaya çıktığını belirtir. Kılavuz ve Şahin de Üçer’e dayanarak Hakk’ın Allah, Muhammed’in peygamber, Ali’nin velâyetin piri olarak anlaşıldığı yaklaşımı aktarır.
İkinci yorum Muhammed ile Ali’yi tek nur olarak görür. Üzüm’e göre yaygın anlayış, ikisinin aynı nurdan yaratıldığı, özde tek, görünüşte iki beden olduğudur. Erdoğdu Başaran’ın aktardığına göre Rıza Yıldırım, Muhammed-Ali nurunu Allah’tan hemen sonra gelen ilk yaratılmış nur sayar ve bu nurun Hak ile “aynı değildir ancak birbirinden ayrı değildir” diye yazar.
Üçüncü çizgi üçlüyü bir birlik olarak ele alır. Erdoğdu Başaran’ın aktardığına göre bazı akademisyenler (yazar burada Üçer’e gönderme yapar) Ali’ye ulûhiyet atfı gibi okunabilecek ifadeleri tasavvuftaki tecelli anlayışıyla açıklar; Alevi gelenekten gelen bazı araştırmacılar, Yıldırım gibi, Tanrı tasavvurunu vahdet-i vücudla benzer bir bağlamda ele alır; Ahmet Yaşar Ocak ise panteizme benzerlik görüp “vahdet-i mevcud” terimini önerir. Erdoğdu Başaran, bazı ifadelerin Allah’ın Ali’de hulûl ettiği biçiminde yorumlandığını da belirtir ve bu yorum için yine Üçer’e gönderme yapar. Üzüm, deyişlerde Allah’ı Kur’an’daki tarife yakın anlatanlardan sayıca sınırlı olmak üzere Allah’ı Ali ile özdeşleştirenlere kadar geniş bir yelpaze bulunduğunu not eder. Ona göre ağırlıklı anlayış, aşkın bir varlığın insanda bir ölçüde, en kâmil biçimde ise Ali’de tecelli ettiğidir; bu okuma insan-ı kâmil tartışmasıyla kesişir.
Dördüncü olarak teslis karşılaştırması vardır. Erdoğdu Başaran’a göre bazı Batılı akademisyenler üçlüyü Hristiyanlıktaki teslisle özdeşleştirmiştir; yazar bu görüşün bugün pek rağbet görmediğini not eder. Ahmet Yaşar Ocak da TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki Bektaşîlik maddesinde, Avrupa’daki ilk araştırmalardan beri Hak-Muhammed-Ali telakkisinin Hristiyanlık etkisine bağlandığını, M. F. Köprülü, Baha Said ve Abdülbaki Gölpınarlı’nın ise bu görüşlerin doğru olmadığını ortaya koyduğunu yazar. Demir ve Şanlı’nın aktardığı Cem dergisi yazarları ise başka dinlerde benzer üçlemeler bulunduğu yönündeki eleştirileri Aleviliği İslam dışına itme çabası olarak değerlendirir ve üçlünün İslam içindeki kavramları ifade ettiğini savunur.
Sahadan bir örnek
Kılavuz ve Şahin, Erzurum’un dokuz ilçesindeki yirmi köyde dede ve taliplerle yaptıkları görüşmelerde bu farklılığın gündelik inançta da sürdüğünü gösterir. Yazarlara göre yörede en yaygın kanı, üçünün sıralı ve konum bakımından ayrı olduğudur; tartışma daha çok Ali’nin konumunda düğümlenir. Görüşülenlerden bazıları Muhammed ile Ali’yi tek nurun iki yarısı sayar, bazıları her varlığı Tanrı’nın bir parçası olarak görür, bazıları da Ali’ye kutsal bir nitelik yüklenmesini kabul etmez. Yazarlar, özellikle büyük şehirlerde ve yurt dışında yaşayan bazı Alevilerin bu konuda farklı düşündüğünü de belirtir.