İnanç
Kızılbaş
Adın kökeni
Üzüm, Kızılbaş adını İslam’ı kendi eski inanç ve gelenekleriyle birleştiren konar göçer Türkmen oymakları için kullanılan adlardan biri olarak tanımlar ve adın eski Türklerde bir başlık olan kızıl börkle bağlantılı olduğunu düşünür. Üzüm’e göre adın belirli bir dinî ve sosyal grup için ne zaman kullanılmaya başlandığına dair kesin bir kayıt yoktur; ağırlık kazanan görüş bu kullanımı 15. yüzyılın son çeyreğine tarihler. Bu görüşe göre Safevî şeyhi Şeyh Haydar (ö. 1488), taraftarlarına her dilimi bir imamı temsil eden on iki dilimli kırmızı bir börk giydirmiş, “Tâc-ı Haydarî” denilen bu başlığı taşıyanlar zamanla Kızılbaş diye anılmıştır.
Baharlu ve Ede’nin aktardığı bir Safevî kroniği, tacın “Tâc-ı Haydarî” olduğunu, Türkçede ise Kızılbaş tacı dendiğini kaydeder. Yazarlara göre terim 15. yüzyılın ikinci yarısında belirli bir dergâh etrafında toplanan kitlelerin simgesi olarak ortaya çıkmıştır.
Üzüm, adı Hz. Ali’nin Hayber’de ya da Sıffîn’de kırmızı sarık sarmasıyla açıklayan anlatıları da anar; bu açıklamaların tarihî kaynaklarla doğrulanamadığını ve ada kutsallık kazandırma çabası olarak görülebileceğini belirtir.
Safevî ve Osmanlı kullanımı
Üzüm’e göre terim önce yalnızca Şeyh Haydar’ın taraftarlarını, daha sonra bütün Safevî taraftarlarını kapsamıştır. Bu kitle adı iftiharla benimserken muhalifleri ona olumsuz anlamlar yüklemiştir. Safevî Devleti’nde ad önce Türk ya da Türkmen, sonra askerî aristokrasi anlamında kullanılmıştır. Osmanlılar ise 16. yüzyıldan itibaren terimi devlete muhalif ve isyancı zümreler için kullanmış, buna dinî sapkınlık anlamı da eklemiştir. Baharlu ve Ede de terimin Osmanlı belgelerinde genellikle olumsuz ve dışlayıcı, Safevî kaynaklarında ise ayrıcalıklı bir anlam taşıdığını yazar.
Taştan’ın Ortaylı ve Bozarslan’a dayanarak belirttiğine göre 19. yüzyıla kadar Osmanlı metinlerinde “Alevi” kelimesi geçmez; bu topluluklar “Kızılbaş” ya da “Rafızî”, “Mülhid” gibi aşağılayıcı adlarla anılır. Taştan, Kızılbaşlık için Ahmet Yaşar Ocak’ın yaptığı tanımı da aktarır: Ocak’a göre terim, 16. yüzyıl başlarından itibaren Anadolu’da yaşayan, Safevî yanlısı konar göçer Türkmen ve Kürt boylarını ifade eder. Üzüm, klasik Alevi kaynağı Buyruk’un bu toplulukları “sûfîler” diye andığını, Kızılbaş inancının sembol şahsiyetinin ise Şah İsmail olduğunu yazar.
Kızılbaş adından Alevi adına
Üzüm, Mélikoff’a dayanarak 20. yüzyıl başlarından itibaren Kızılbaş adının büyük ölçüde yerini Alevi adına bıraktığını belirtir. Üzüm’e göre Cumhuriyet döneminden sonra kelimeyi ne Aleviler ne de başkaları pek kullanmıştır. Taştan bu geçişi Alevilikle ilgili tanımların iktidar merkezli yapılmasının bir göstergesi olarak yorumlar ve Ocak’ın, adın dışlayıcılığına tepki olarak mensuplarınca Alevilik biçimine dönüştürüldüğü görüşünü aktarır. Üzüm’e göre Çukurova ve Akdeniz bölgesindeki Kızılbaşlar Tahtacı adıyla anılır. Bektaşilikle ilişki için Alevilik ve Bektaşilik maddesine bakılabilir.
Araştırmacıların kullanımı
Baharlu ve Ede, terimin Şeyh Haydar döneminden itibaren Erdebil dergâhı çevresindeki topluluklarca bir iç adlandırma olarak benimsendiğini vurgular. Arpacı’nın aktardığına göre Mélikoff, tarihsel olarak Kızılbaşlık adını taşıyan inancın bilimsel açıdan hatalı biçimde Alevilik diye adlandırıldığını belirtmiştir. Yıldırım da Alevi tarihini dönemlere ayırırken 16. ile 19. yüzyıllar arasını “Safevî (Kızılbaş) Dönemi” diye adlandırır, o dönem için doğru adın Kızılbaşlık olduğunu belirtir ve bugünkü topluluk için de “Kızılbaş Aleviliği” ifadesini kullanır. Kavramın bugünkü genel çerçevesi Alevilik nedir maddesinde ele alınır.
Bugünkü kullanım
Dedekargınoğlu, Ocak’a dayanarak, bazı Sünni çevrelerde aşağılayıcı bir anlam kazanan bu adı Alevilerin uzun zamandır bıraktığını ve kendilerini Alevi diye andığını yazar. Öte yandan adı kendileri için kullanan Aleviler de vardır. bianet’in 2009 tarihli haberine göre bir televizyon programında kelimenin hakaret olarak kullanılmasını protesto eden Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu, “Kızılbaşız, Aleviyiz” demiştir. Baharlu ve Ede adın 21. yüzyıla kadar yer yer belirli toplulukları tanımlamayı sürdürdüğünü belirtir; Poyraz ise Alevilik ya da Kızılbaşlığı Dersimli kimliğinin temel belirleyenlerinden biri sayar.
Başka coğrafyalarda
Üzüm’e göre Afganistan’daki Şii halkın bir bölümü ve Kırgızların İçkilik oymaklarından biri de Kızılbaş adını taşır. İran’daki Kızılbaşlar ise Şah I. Tahmasb ve II. İsmail dönemlerinde On İki İmam Şiiliğini benimsemiştir.