Kişiler
Şah Hatayi
Genel bilgi
Hatayi (Hatâî ya da Hatâyî diye de yazılır), Safevî Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in şiirlerinde kullandığı mahlastır. Alevi-Bektaşi geleneğinde Şah Hatayi olarak anılır ve yedi ulu ozandan biri sayılır. Onu anlamak için iki yönünü birlikte ele almak gerekir: bir devlet kurucusu olarak tarihsel kişiliği ve deyişleri kuşaklar boyunca okunan bir şair olarak yeri.
Tarihsel kişilik
Tufan Gündüz’e göre Şah İsmail 1487’de Erdebil’de doğdu. Babası Safevî tarikatının şeyhi Şeyh Haydar, annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Âlemşah Halime Begüm’dü. Babası o henüz bir yaşındayken, Şirvanşahlarla mücadelesi sırasında Akkoyunlular tarafından öldürüldü. Gündüz, onun 1502’de Akkoyunlu hükümdarı Elvend Bey’i yendikten sonra Tebriz’de tahta çıktığını yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddede Gündüz, Şah İsmail’in Tebriz’de Akkoyunlu ailesi mensuplarına ve Sünnî kalmakta direnenlere yönelik büyük bir katliam yaptığını da aktarır. Gündüz’e göre Şah İsmail Şiîliği resmî mezhep ilan etti ve hutbeyi on iki imam adına okuttu. Askerî gücünün ağırlık merkezi, Anadolu’dan gelip ona katılan Kızılbaş Türkmen boylarıydı. Gündüz, Osmanlı Devleti ile Safevîler arasındaki rekabetin dinî olduğu kadar siyasi ve stratejik bir boyut da kazandığını belirtir. 1514’te Çaldıran’da Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’e yenildi. 1524’te Tebriz’de öldü ve Erdebil’e gömüldü.
Şairliği ve eserleri
Adile Yılmaz Anıl’a göre çağdaşları onu hem kılıç hem kalem sahibi biri olarak görüyordu. Anıl onu Âzerî (Azerbaycan Türk) edebiyatının en önemli şairlerinden biri sayar. Gündüz’e göre şiirlerini Türkçe yazdı, az sayıda Farsça şiiri de vardır. Hasan Bektaş, oğlu Sam Mirza’nın babasının Türkçe ve Farsça şiir yazdığını bildirdiğini aktarır. Anıl’a göre divanı, ölümünden on bir yıl sonra, 1535’te oğlu Şah Tahmasb’ın emriyle derlendi. Divanın dışında yaklaşık yirmi yaşında yazdığı tasavvufî bir mesnevi olan Dehnâme ve dervişlere öğütler içeren Nasihatnâme de ona ait eserler arasında sayılır. Bektaş, Nasihatnâme’nin Anadolu’da derlenen şiir mecmualarında ve erkânnamelerde de sıkça yer aldığını belirtir. Anıl’a göre şiirlerinde tasavvuf ile On İki İmam ve Ehl-i Beyt sevgisi öne çıkar.
Yedi ulu ozan arasındaki yeri
Reyhan Keleş, Alevi-Bektaşi çevrelerinin “yedi ulu ozan” olarak andığı şairleri Nesîmî, Hatâî, Fuzûlî, Yemînî, Pir Sultan Abdal, Virânî ve Kul Himmet olarak sayar. Keleş’e göre bu kavram ilk kez Abdülbâki Gölpınarlı ile Pertev Naili Boratav’ın 1943’te yayımlanan Pir Sultan Abdal kitabında geçer. Listeye kimin girdiği de her yerde aynı değildir: Keleş, bazı Alevi çevrelerinin Fuzûlî yerine Teslim Abdal’ı saydığını belirtir.
Köksal, Hatayi’nin şiirlerinin Alevi-Bektaşi çevrelerinde yüzyıllardır mecliste ve erkânda okunduğunu, şiir mecmualarına ve cönklere yazıldığını belirtir. Serap Yağmur İlhan’ın Kahramanmaraş’ta zakirlerle yaptığı çalışmada, zakirler cemde en çok yedi ulu ozanın deyişlerini okuduklarını söylemiştir. İlhan’ın aynı yöreden incelediği bir cem akışında da çerağ hizmeti sırasında Hatayi’ye ait sayılan bir çerağ deyişi okunur.
Şiirlerin kime ait olduğu tartışması
Hatayi mahlasıyla bilinen şiirlerin hepsinin Şah İsmail’e ait olup olmadığı tartışmalıdır. Anıl’a göre divanın Şah İsmail ölmeden önce bir araya getirildiğine dair bir işaret bulunmamaktadır. Yine Anıl’a göre divanın 17. yüzyıla kadar istinsah edilen nüshalarında bütün şiirler aruz ölçüsüyledir. 17. yüzyıldan itibaren Anadolu’da Şah İsmail’i örnek alan bazı Alevi-Bektaşi şairler aynı mahlasla hece ölçüsünde şiirler yazmış, bu şiirler zamanla divan nüshalarına da eklenmiştir. Anıl, bunun Hatayi mahlaslı şiirlerin çoğalmasına ve bir karışıklığa yol açtığını belirtir. Mehmet Fatih Köksal da Hatayi’nin şiirlerini hangi ölçüyle yazdığının edebî çevrelerde öteden beri tartışıldığını belirtir. Köksal, yazımları benzediği için yine 16. yüzyıl şairlerinden Hitâbî’nin şiirleriyle karıştırılan şiirler meselesini de ele alır. Hasan Bektaş ise Hatayi’nin hem aruz hem de hece ölçüsüyle şiir yazdığını kabul eden görüşü aktarır. Dolayısıyla hangi Hatayi şiirinin Şah İsmail’e ait olduğu sorusu, kaynaklarda farklı biçimlerde yanıtlanmaktadır.