Alevi Rehberi

Alevi Rehberi

İnanç

İnsan-ı kâmil

Tasavvuftaki arka plan

Mehmet S. Aydın, TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesinde insân-ı kâmili Allah’ın her mertebedeki tecellilerine mazhar olan insan diye tanımlar ve kavramı tasavvuf literatürüne yerleştirenin Muhyiddin İbnü’l-Arabî olduğunu yazar. Aydın’a göre insanın “küçük âlem”, evrenin “büyük âlem” sayıldığı düşüncenin eski kültürlerde de izleri vardır; kavram, İslam düşüncesinde bu birikimin âyet ve hadis yorumları, İslam felsefesi ve tasavvuf kültürüyle uzlaştırılmasıyla şekillenmiştir. Bâyezîd-i Bistâmî’nin “el-kâmilü’t-tâm” dediği insanı bu gelişimde önemli bir basamak olarak görür, Hallâc-ı Mansûr’un Hz. Peygamber’in nuruna ilişkin sözlerini de anar.

Aydın’ın aktardığına göre İbnü’l-Arabî varlık mertebeleri içinde “hakîkat-i Muhammediyye” denen mertebeye insân-ı kâmil adını da verir; bu anlamda gerçek insân-ı kâmil Hz. Muhammed’dir ve bu makama erişen veliler onun vârisidir. İnsân-ı kâmil Hak ile halk arasında bir köprü işlevi görür. İbnü’l-Arabî çizgisinden Abdülkerîm el-Cîlî konuya iki eser ayırmıştır. Aydın, insân-ı kâmili şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet bakımından tam ve ergin olan kişi diye de niteler. Ona göre tasavvuftaki bu terimle gündelik dildeki “olgun adam” anlamındaki “kâmil insan” arasında bir ilişki yoktur.

Alevi-Bektaşi metinlerinde

Özlem Özdemir, Alevilik ve Bektaşilikte insanın en ideal halinin insan-ı kâmil kavramıyla karşılandığını yazar. Yazara göre insan-ı kâmil Hakk’ı bilen, sözüyle doğruluğu, davranışıyla edebi temsil eden insandır. Özdemir, Akman’a da dayanarak, Kaygusuz Abdal’ın şiirlerinde ve Saraynâme’sinde kâmil insanı kötü arzulardan ve benlikten sıyrılmış, Hakk’ı tanıyan ve bir mürşide bağlanan kişi olarak tarif ettiğini gösterir.

Aktürk ve Tuğrul, Buyruk metinlerinde de kavramın izini sürer. Yazarların aktardığı bir pasaj, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi en yüksek ahlak derecesi sayar ve bunu benimseyenin “kâmil insan” olacağını söyler. Aynı yazarların aktardığı başka bir Buyruk pasajına göre pirin de kâmil olması gerekir ki talibi yetiştirebilsin.

Demir ve Şanlı, Cem dergisindeki yazıları inceledikleri çalışmada, bu yazarlara göre Alevi düşüncesinde en büyük hedefin insan-ı kâmil olmak olduğunu aktarır. Yazarların aktardığı Yaşar Uçar’ın Cem dergisindeki yazısında insan-ı kâmil evrenin ruhu sayılır, her canlının onda kendinden bir parça bulabileceği söylenir. Müzisyen Hüseyin Albayrak ise kavrama metaforik bir yaklaşım önerir: Teslim taşı meselinden yola çıkarak Alevi-Bektaşi irfanında kutsalın taş yapılar yerine olgunlaşmış insanda belirdiğini yorumlar ve Anadolu irfan geleneğinde kâmil insanın Allah’ın halifesi olarak tanımlandığını yazar.

Dört kapı kırk makam ile ilişkisi

Özdemir’e göre dört kapı kırk makam öğretisinin gereklerini kavrayıp hayatına eksiksiz uygulayan kişi kâmil insandır; iki konu Alevi-Bektaşi edebiyatının temel konuları arasındadır. Yazar, Kaygusuz Abdal’ın eserlerinde “dört kapı kırk makam” tabirini kullanmadığını, ancak tasavvufi düşüncelerini bu çerçevede kurduğunu belirtir. Özdemir’in aktardığı makam listesinde tarikat kapısının makamları arasında mürşide bağlanmak ve talip olmak da yer alır.

Ahlak ilkeleriyle ilişkisi

Yıldız ve Bitirmiş, Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği kök değerlerin Alevilik-Bektaşilikteki karşılıklarını incelerken eline, diline, beline sahip ol ilkesini, insan-ı kâmil olma anlayışını, musahiplik, düşkünlük ve cem erkânı gibi uygulamaları bu değerlerin karşılık bulduğu alanlar arasında sayar. Yazarlara göre başta musahiplik ve düşkünlük olmak üzere bu uygulamalar, kişinin öz denetimini geliştirerek insan-ı kâmile ulaşmasına yöneliktir; Alevi-Bektaşi öğretisinde kâmil olmanın yolu sevgiden geçer.

Kavramın Hz. Muhammed ve Hz. Ali ile ilişkisi üzerine yorumlar için Hak-Muhammed-Ali maddesine bakılabilir.