Kişiler
Yunus Emre
Alevi-Bektaşi geleneğindeki yeri
Halil İbrahim Şahin’e göre Yunus Emre’nin şiirlerinin yaşadığı ve geliştiği çevrelerin başında Alevi-Bektaşi zümreleri gelir. Şahin, tarihte Kızılbaş, yakın dönemde Alevi diye anılan topluluklarda bu şiirlerin çoğunlukla sözlü yolla aktarıldığını ve cönklere kaydedildiğini, Bektaşi ayinlerinde de okunduğunu yazar. İncelediği bir Bektaşi mecmuasındaki 541 şiirin 23’ü Yunus mahlaslıdır. Şahin bunların birkaçını (özette iki, metinde üç şiir) Âşık Yunus’a, kalanını Yunus Emre’ye verir ve şiirlerin İstanbul’dan Balkanlar’a kadar çoğunlukla Bektaşi tekkelerinde kaydedildiğini belirtir. Şahin, mecmuada öne çıkan şathiye ve devriye türlerini bu etkinin izleri arasında sayar. Bu şiir geleneği için deyiş ve nefes ve Kaygusuz Abdal maddelerine bakılabilir.
Vilâyetnâme ve Tapduk Emre anlatısı
Mustafa Tatcı, Yunus’un hayatına dair ilk ve en geniş bilginin Uzun Firdevsî’nin yazdığı sanılan Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de bulunduğunu yazar. Anlatıya göre Sarıköy’de yaşayan yoksul bir çiftçi olan Yunus, buğday almak için Hacı Bektaş Veli’nin yanına gider. Hacı Bektaş’ın “nefes” teklifini geri çevirip buğdayı seçer, sonra pişman olup döner. Hacı Bektaş ise “kilidin anahtarını” Tapduk Emre’ye verdiğini söyleyerek onu Tapduk’a gönderir. Yunus kırk yıl boyunca tekkeye yalnız düz odun taşır ve sonunda dili açılır.
Mehmet Aça, Başgöz’e dayanarak Yunus’a atfedilen bir ilahide yol göstericiler olarak Tapduk Emre, Sarı Saltuk ve Barak Baba’nın anıldığını, Hacı Bektaş’ın anılmadığını hatırlatır. Aça’ya göre anlatının önceliği Hacı Bektaş’a vermesi, Bektaşi geleneğinin Hacı Bektaş’ı merkeze alma isteğiyle açıklanabilir.
Bektaşilikle bağı üzerine görüşler
Şahin’in aktardığına göre Fuad Köprülü, Bektaşilerin Yunus’u Hacı Bektaş üzerinden sevdiğini ve bu yüzden onun Bektaşi edebiyatının ilk temsilcisi sayıldığını yazmıştır. Yine Şahin’in aktardığına göre Irène Mélikoff, Bektaşilerin Yunus’u kendilerinden saydığını ve onun Bektaşi edebiyatının temellendiricisi olarak görüldüğünü belirtir. Suraiya Faroqhi ise Şahin’in aktarımıyla Yunus’u Hacı Bektaş gibi kırsal kesime ve Rafızî inançlara yakın bir çevreye yerleştirir. Haşim Şahin, Ahmet Yaşar Ocak’a dayanarak Yunus’un şeyhi gibi Kalenderî-Melâmetî düşünceyi benimsediğini aktarır.
Tatcı 2013 tarihli maddesinde farklı bir sonuca varır. Ona göre Yunus şiirlerinde Hacı Bektaş’tan doğrudan söz etmez, Vilâyetnâme’deki ilişki de Tapduk’un Hacı Bektaş’a bağlılığını göstermez. Tatcı, divanda On İki İmam’ın adının geçmemesinin Yunus’un Sünniliğini gösterebileceğini yazar ve Yunus ile Tapduk’u Kalenderî mizaçlı ama Bâtınî bir erkâna bağlı olmayan dervişler olarak niteler. Halil İbrahim Şahin ise Tatcı’nın 1990 tarihli bir çalışmasında, Yunus’un yol anlayışını dört kapı kırk makam üzerinden Hacı Bektaş’a bağlayarak Yunus ile Tapduk’un Hacı Bektaş çevresinde yetiştiğinin “teorik olarak” söylenebileceğini yazdığını aktarır.
Gölpınarlı’nın görüşleri
Abdülbaki Gölpınarlı’nın görüşü kaynaklarda farklı aktarılır. Halil İbrahim Şahin’e göre Gölpınarlı “Halk Edebiyatımızda Zümre Edebiyatları” yazısında Alevi-Bektaşi edebiyatının Yunus’u kaynak edindiğini, “deyiş” ve “nefes” terimlerinin bile ondan kaldığını ileri sürmüştür. Şahin, Gölpınarlı’nın Alevi Bektaşi Nefesleri adlı kitabında Yunus’un bir şiirindeki Tapduk, Barak Baba ve Sarı Saltuk silsilesinden hareketle Yunus’un Hacı Bektaş’ın halifeleriyle temas içinde olduğunu savunduğunu da aktarır. Tatcı ise Gölpınarlı’nın 1965’te hazırladığı Yunus neşrinin girişinde, Hacı Bektaş’tan hiç söz etmeyen Yunus’u Bektaşi saymadığını ve Sarı Saltuk, Barak Baba ile Tapduk’un da Hacı Bektaş’la ilgisi olmadığını yazdığını bildirir. İki kaynak bu farkı açıklamaz.
Tapduk Emre ve kaynakların güvenilirliği
Haşim Şahin’e göre Vilâyetnâme Tapduk’u Hacı Bektaş’ın müritleri arasında sayarken Yunus’un kendi dizeleri onu Barak Baba’nın müridi gösterir. Şahin, Köprülü’ye dayanarak Tapduk’u Babaî çevrelerle ilişkili bir Türkmen babası olarak tanıtır ve Barak Baba bağı üzerinden onun Babaî-Haydarî bir derviş olabileceğini düşünür. Şahin, bazı araştırmacıların “tapduk” sözünü Tanrı’yı niteleyen bir kelime olarak okuduğunu da aktarır.
Hikmet Koraş vilâyetnâmelerdeki Yunus’un büyük ölçüde menkıbevi bir kurgu olduğunu ve bu kaynaklardan bilimsel sonuca ulaşılamayacağını savunur. Ona göre tarikatlar ve cemaatler Yunus’u kendilerinden gösterme konusunda adeta yarışmıştır. Tatcı, Adnan Erzi’nin yayımladığı bir mecmua kaydına göre Yunus’un 1240-1241’de doğup 1320’de öldüğünü aktarır. Koraş, bu tarihler kabul edilirse Tapduk’un yaşadığı döneme dair bazı rivayetlerin Yunus’un hayatıyla çeliştiğini belirtir ve kronolojiye dayanarak Tapduk’un Babaî-Haydarî bir derviş olmasını imkânsız bulur.