Alevi Rehberi

Alevi Rehberi

İbadet

Bağlama ve cem

Adlar ve çalgı ailesi

Melih Duygulu, saz kelimesinin Farsçadan geçtiğinin belirtildiğini ve iki dilde de “müzik aleti” anlamı taşıdığını yazar. Duygulu’ya göre yöreye göre cura, ruzba, ırızva, bozuk, çöğür, tambura, divan sazı ya da meydan sazı diye anılan çalgılar aynı tipin çeşitleridir. Bugün cura, bağlama, tambura ve divan sazı birlikte “bağlama ailesi” diye anılır.

Bağlama adının kaynağı tartışmalıdır. Duygulu, adın sapa bağlanan perde bağlarından geldiğinin rivayet edildiğini aktarır. Necdet Kurt ise adı cemlerdeki “deste bağlama” geleneğine bağlar. Kurt’a göre âşık Hak, Muhammed ve Ali için en az üç deyiş okur, ardından bir düvaz-ı imamla desteyi “bağlar”. Bu sırada çalınan akort zamanla “bağlama düzeni”, çalgının kendisi de “bağlama” adını almıştır. Kurt’a göre bu ad 17. yüzyıldan itibaren, deste bağlama geleneği yaygınlaştıktan sonra oluşmaya başlamıştır.

Sembolik anlamlar

Kaynaklar bağlamanın Alevi geleneğinde kutsal sayıldığını aktarır. Serap Yağmur İlhan’ın Kahramanmaraş’ta görüştüğü zâkirlerden bazıları bağlamanın “Telli Kur’an” olarak bilindiğini söyler, biri de sesini “turnanın avazı”na benzetir. Turgay Akdağoğlu, Erol’a dayanarak gövdenin Hz. Ali’yi, sapın Zülfikar’ı, on iki tel ya da perdenin On İki İmam’ı, bam telinin Hz. Muhammed’i simgelediği yorumunu aktarır. Kurt’un aktardığı Süleyman Şenel’e göre Bektaşi âşıklarının ve bazı meydan şairlerinin kullandığı daha büyük sazlarda tellerin üç sıra bağlanması ve sazın göğsüyle teknesine açılan üç delik Allah, Muhammed ve Ali üçlüsünü, üç sırada toplam on iki tel ise On İki İmam’ı temsil eder. Sercan Direk Erkeker ise yorumu ağaç kültüne bağlar. Erkeker’e göre gövde dünyayı, sap göğe uzanan dalı simgeler ve Alevilerde bağlamaya “can” gözüyle bakılır. Kaynakların verdiği yorumlar birbirinden ayrılır.

Cemde bağlama

Cemde bağlamayı zâkir çalar. Duygulu’ya göre Anadolu ve Balkanlar’daki Alevi-Bektaşi toplulukların cem ve muhabbet toplantılarında başlıca çalgı sazdır. Duygulu, Aleviler arasında sazın yere bırakılmadığını, çalındıktan sonra evin en seçkin yerinde saklandığını da yazar. Akdağoğlu, zâkirin ibadete başlamadan dede karşısında dara durduğunu, gülbank okunduğunu ve bağlamanın üç kez öpülerek çalınmaya başlandığını yazar. Kurt’un aktardığı Bedri Noyan’a göre icracı çalmaya başlamadan sazı “Allah, Muhammed, Ali” diyerek üç kez öper; muhabbette ya da cemde saz çalınıp düvaz okunurken bir şey yenip içilmez, konuşulmaz ve diz üstü oturulur. Kurt, sazı öpüp niyaz etme geleneğinin Anadolu’nun birçok yöresinde yavaş yavaş kaybolduğunu, Tahtacı diye anılan Aleviler arasında ise canlı kaldığını belirtir. Ona göre büyük şehirlerdeki cemlerde de gelenek bir ölçüde özelliğini yitirmeye başlamıştır. Bağlama, deyiş ve nefes okunurken de semah dönülürken de ezgiyi taşır. Erkeker, semahın temposunu ve ritmini bağlamanın belirlediğini vurgular.

Yöresel farklar

Kurt, Turgut Koca ve Zeki Onaran’a dayanarak Bektaşi tekkelerindeki cemlerde nefeslere ney, tambur, rebap, ud, kanun ve kudüm eşlik edebildiğini, Bektaşi köylerinde ise saz, bağlama, çöğür, bozuk, cura ve tamburanın kullanıldığını aktarır. Kurt’a göre Tokat, Çorum, Mersin ve yakın yörelerdeki cemlerde bağlamayla birlikte bazen dizde çalınan keman da kullanılır. Akdağoğlu, Erol’a dayanarak Amasya çevresinde bağlamaya kemanın eşlik edebildiğini, Antalya’daki Tahtacı Aleviler arasında ise kabak kemanenin daha yaygın olduğunu yazar. Erkeker, defin cemlerde nadiren görüldüğünü belirtir. İlhan’ın Kahramanmaraş çalışmasında ise cemlerde tek çalgı bağlamadır. Burada kısa ve uzun saplı bağlama, dede sazı, divan sazı, balta sazı, meydan sazı ve cura kullanılır. Erhan Özdemir, Kahramanmaraş, Malatya ve Kayseri’de bir ocağa bağlı icracılarla yaptığı saha çalışmasında ruzbanın miraçlama, düvaz-ı imam ve semah ezgilerinde çalındığını aktarır.

Cem dışında

Duygulu, sazın Anadolu’da düğün, kına ve sohbet toplantılarının da temel çalgısı olduğunu yazar. Özdemir’in saha çalışmasında dede konumundaki icracılar ruzbayı cemde inanç repertuvarı için çalarken talip konumundakiler onu daha çok seküler ezgilerde kullanır. Akdağoğlu’na göre bağlama 1940’lardan itibaren Türk halk müziği topluluklarının da temel çalgısı olmuştur.