Kişiler
Sarı Saltuk
Tarihî kişiliği
Machiel Kiel, TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesinde Sarı Saltuk’un hayatının daha çok menkıbe kitaplarından bilindiğini, bu yüzden tarihî kimliğinin güç tespit edildiğini yazar. Kiel’e göre kaynaklarda gazi, derviş, alperen ve ermiş gibi sıfatlarla anılır ve Sünni, Alevi ve Bektaşi çevreleri onu farklı yönleriyle benimsemiştir.
Tarihler kaynağa göre değişir. Kiel’in aktardığına göre Yazıcıoğlu Ali’nin Oğuznâme’si, Selçuklu sultanı II. İzzeddin Keykâvus’un 1261-1262’de beraberindeki Türkmenlerle Bizans’a sığındığını ve Dobruca’ya yerleştirildiğini anlatır. Bu Türkmenlere Sarı Saltuk önderlik etmiştir. Kiel’in aktardığı bir başka rivayete göre Türkmenler bir süre Kırım’da kalıp Dobruca’ya dönmüş, Sarı Saltuk da 1293’e kadar burada yaşayıp Babadağı’ndaki zaviyeye gömülmüştür. Kiel’e göre Nebhânî’nin kaynak gösterdiği, Serrâc er-Rifâî’nin 1315’te yazdığı Tüffâhu’l-ervâh ise onun yetmiş yaşlarında, 700 yılından üç yıl kadar önce öldüğünü kaydeder; Kiel bunu 697 (1297-1298) olarak verir. Yalçın Çakmak ise Tayyib Okiç ve Kemal Yüce’ye dayanarak Türkmenlerin Dobruca’ya götürülmesini 1263-1264 yıllarına yerleştirir.
Kiel’e göre İbn Battûta, 1331-1332’de Baba Saltuk adlı bir kasabadan geçmiş ve orada Sarı Saltuk’a dair menkıbeler dinlemiştir. Kiel bu kasabanın bugün Romanya’daki Babadağı olması gerektiğini düşünür. Çakmak ise İbn Battûta’nın, anlatılanların dinin temel ilkeleriyle uyuşmadığını söylediğini aktarır.
Saltuknâme ve Vilâyetnâme
Kiel’e göre Saltuknâme, Cem Sultan’ın türbeyi ziyaret edip menkıbelerini dinledikten sonra Ebülhayr-i Rûmî’ye yazdırdığı eserdir ve 1480’de tamamlanmıştır. Çakmak, eserin 1473-1480 yılları arasında Balkanlarda yapılan bir derlemeye dayandığını yazar. Hanifi Şahin ve Lokman Kılavuz, eserde birçok mezhebe ait unsur bulunmakla birlikte hâkim yaklaşımın Sünnilik olduğunu tespit eder. Çakmak ise eserin Sarı Saltuk’u büyük ihtimalle Osmanlı resmî ideolojisine uygun bir renge büründürdüğünü düşünür.
Kiel’in özetine göre Hacı Bektaş Veli Vilâyetnâmesi’nde Sarı Saltuk, Hacı Bektaş’ın müridi olarak gösterilir. Hacı Bektaş ona bir kılıç, bir seccade ve iki yoldaş verir. Sarı Saltuk seccadesiyle Karadeniz’i geçer ve Kaliakra’da yedi başlı bir ejderhayı öldürür. Kiel’in Serrâc’ın eserinden aktardığı bir anlatıya göre ise ölümünden sonra cesedi, bir Hristiyan kralın onu kullanmasını önlemek için bilinmeyen farklı mezarlara konulmuştur.
Türbeleri ve makamları
Kiel, Saltuknâme’ye dayanarak Kaliakra (Bulgaristan), Babadağı (Romanya), Blagay (Hersek), Ohri (Makedonya), Kruya (Arnavutluk), İstanbul Rumelifeneri, Babaeski, Niğde Bor, Diyarbakır, Tunceli ve İznik’i başlıca türbe yerleri arasında sayar. Kiel’e göre Ohri’deki Sveti Naum Manastırı’ndaki türbeyi Hristiyanlar bir azize, Müslümanlar Sarı Saltuk’a ait kabul eder. Kosova’da da birçok makamı vardır. Babadağı’ndaki türbe restore edilerek 2007’de ziyarete açılmıştır. Kiel, Tunceli Hozat’ta aynı adla anılan tepedeki türbenin Aleviler için önemli bir ziyaret yeri olduğunu da belirtir.
Alevi ve Bektaşi geleneğinde
Çakmak’a göre Sarı Saltuk, Alevi ve Bektaşi geleneğinde önemli bir eren olarak görülür ve özellikle Balkanlarda etrafında bir kült oluşmuştur. Çakmak, bu coğrafyada popülerliğinin Hacı Bektaş’ın önüne geçtiğinin söylenebileceğini yazar. Şahin ve Kılavuz da mezhebi konusunda farklı yaklaşımlar bulunsa da Balkanlarda Alevi ve Bektaşi kültüründe iz bırakan isimlerden biri olduğu konusunda neredeyse ittifak bulunduğunu belirtir.
Bu ilişki farklı yorumlanır. Çakmak’ın aktardığına göre Tayyib Okiç, Sarı Saltuk’un Bektaşilikle bir bağı olmadığı halde sonradan kurulan bu tarikatın menkıbelerine dâhil edildiğini savunur. Kiel ise Serrâc’ın 1315 tarihli eserine dayanarak onun mürşidinin, Ahmed er-Rifâî’nin Irak’taki tekkesinden feyz almış Şeyh Mahmud adlı biri olduğunu aktarır.
Haşim Şahin, Anadolu’da yaygın bilinen Alevi ocakları arasında Sarı Saltuk adlı bir ocak sayar. Ali Yaman da onu dede ocaklarına adını veren şahsiyetler arasında anar.